Bir 4 Yıl Daha Eksilir Hayatımdan…!

Nereden başlayayım bilemedim anlatmaya, ama şu bir gerçek ki hayatımdaki bir 4 yılı daha, bir üniversite hayatını geride bıraktım. Doğduğum, alıştığım şehrimi, ailemi bırakıp geldiğim şehir, 4 yılda neler vermiş, neler almış benden, ne kadar yenilemiş beni… İnsanın en ağırına giden, akıp giden zamanın, değerini anlayan için hızla geçmesi, bugünlerinin özleneceğini, aranacağını bilerek veda etmesi her geçen gününe, saatine, gençliğine…!

Aslında ne kadar kalmak istesem de bugünlerde, bir o kadar da gelecek zamana sımsıkı sarıldım, bilemediğim, henüz kestiremediğim geleceğimin aydınlığına açtım gözlerimi… Çünkü zamanın kuralını biliyorum, geçmişte takılıp kalsam zamana yenileceğim aşikar; bir kere ‘yaşanır’, bir kere ‘doğulur’, bir kere ‘ölünür’, ve insan bir kere ‘çocuk’, ‘genç’, ‘yaşlı’ olur. Hiçbir şey durağan mı ki biz insanoğlu durağan kalalım!

Alışkanlıklar kötüdür,  vedası sancılı olur, her yeni başlıngıçlarda olduğu gibi…  Daha düzenli bir hayata, sınırların ötesine taşmayan bir yaşama, daha katı kurallara, dahada yaklaştım sanırım. Yanıma aldığım bavulum sağlam, ben bu bavuluma, nice dostluklar, güzel hakiki, samimi arkadaşlıklar, anılar, yaşanmışlıklar, alınmış hayat dersleri sığdırdım, onlardan kuvvet alarak hayat okuluna hazırım, ama aslında o hayata da hazır değilim!

Çünkü hayatın hiçbir evresine hazırlıklı başlayamıyoruz, zamanın içinde gardlarımızı alıp, yenile yenile yenmeyi öğreniyoruz! Çünkü hiçbir problem birbirine benzemiyor ki  formülü olsun ve  uygulansın.

Bu yaşımda bundan belki 10, 20, 30 yıl sonraki ben Elif’e  şu sözleri söylemek isterim; “evet hayat sandığımızdan da kısa, kaç yaşında olursan ol, ne yaşamış olursan ol, içindeki umudunu, gözlerindeki ışıltını, çocuksu ruhunu en önemlisi kalbini asla kaybetme, anı dolu dolu yaşamaya devam et ve ellerinle yoğuracağın hamurların mayasını öyle bir vermiş ol ki, o aynanın yansıttıklarında yaşamaya devam edebilesin…!”