Saint Joseph Lisesi ‘Yeni Medya’ Konferansındayız…

İletişim çağı olarak adlandırılan 21. yüzyılda dünyanın medyaya bakışı ve algısı teknolojinin de gelişmesiyle birlikte değişti.  Yeni Medya düzeni diye adlandırdığımız bu dönemde internet kullanımının yaygınlaşmasıyla beraber ‘sosyal medya diye bir kavramla tanıştık.

Dünyada internet kullanım oranı her  geçen gün artıyor. Evde, iş yerinde nereden olursa olsun insanlar sadece bilgisayarlarla değil telefonla da internete bağlanabiliyorlar. Ansiklopedilerin çöpe atıldığı bu dönemde tüm araştırmalar artık internet üzerinden yapılıyor.

Gazetelerden öğrendiğimiz gündemde yaşanan gelişmeler artık bir gün geriden geliyor.  internette hızlı bir bilgi akışı ve sürekli güncellemenin mümkün olması nedeniyle artık insanlar gündemi internetten takip ediyor.

Facebook, Twitter gibi adreslerde insanlar birbirletiyle 7/24 iletişim kurabiliyor, video resim gibi paylaşımlarda bulunabiliyorlar.

Zamanın büyük bir bölümünü internete bağlı araçlarla geçiren milyonlarca kişiye kaliteli ve en hızlı bilgi akışını sağlamaksa medya kuruluşlarına düşüyor.

Yeni Medya olarak adlandırdığımız bu hızlı iletişim çağında henüz tam olarak kavranmayan ve üzerinde konuşulması gereken sosyolojik, psikolojik ve teknik konular var.

Her yıl dünyanın dört bir yanında ‘Sosyal Medya‘, ‘Yeni Medya’ konulu konferanslar düzenleniyor.

İstanbul’da Saint Joseph Lisesi 21 Ocak’ta ‘Yeni Medya‘ konulu bir konferans gerçekleştirecek.

Bu kapsamda Saint Joseph Lisesi‘nden İnternet Gazeteciliği ve Blog Derneği(İGBD) Genel Sekreteri Okan Yüksel aracılığıyla  konferans için davet aldık. Bizde İnternet Gazeteciliği ve Blog Derneği ekibi olarak konferansta öğrencilere ‘Yeni Medya’ hakkında bilgi vereceğiz.

İGBD Genel Sekreteri Okan Yüksel ‘Sosyal Medya ve Yeni Medya Düzeni’ üzerine konuşma yapacak. Ben de Olay Tv Dış Haber Editörü olarak ‘Televizyon Haberciliği ve Medya’ üzerine  bir konuşma yapacağım.

Levent Özen ve Okan Yüksel ile birlikte  Saint Joseph Liselilerin medya ile ilgili merak ettikleri tüm soruları cevaplandıracağız.

Konferansa dair ayrıntıları İstanbul’dan geldikten sonra kaleme alacağım bir yazıyla sizlerle paylaşacağım…

Mesleğim Hem İşim Hem Hobim!

Bu başlığı kendi tecrübemle attığımı sanmış olabilirsiniz, hatta yazı baştan pozitif enerji vermiş de olabilir size ama maalesef başka şeylerden bahsedeceğim. Türkiye gibi bir ülkede çevrenize bakarsanız  bu cümleyi kurabilen insan sayısının bir elin parmaklarını geçmediğini görürsünüz…

Meslek seçiminin ne kadar önemli olduğu en küçük yaştan itibaren empoze edilir, ama sadece lafta kaldığı bir gerçektir. Ülkemizde ne yazık ki bireyler değil, ebeveynler bireyler adına mesleklerine karar veriyor, çocuğun yeteneğine, ilgisine, alakasına bakılmadan  popüler meslekler arasından seçim yapılmaya zorlanıyor.

Ebeveynlerin tecrübeleri, çocuklarının geleceklerini düşünmeleri elbette önemlidir, değerlidir. Eğitimin ailede başladığı gerçeğini gözardı etmeden, çocukların da ayrı birey olduklarını unutmadan onların istekleri doğrultusunda yönlendirilmeleri de unutulmamalıdır!

Kendi adıma şunu söyleyebilirim ki ailem meslek seçimi konusunda beni zorlamadı hiçbir zaman, seçimlerime saygı duydular, destekleri konusunda her zaman yanımda olduklarını hissettirdiler. Çok küçük yaşlardan itibaren çocuklara olan merakım, onlarla iyi iletişim kurabilme yeteneğim sayesinde ben bugün çok iyi bir öğretmen ya da pedagog olabilirdim, ama bunu seçmedim. Bunun nedenini hem kendimde hem de sistemde aramak yanlış olmaz sanıyorum.

Sanata olan ilgim, medyaya, gerek kamera önü gerekse kamera arkasına merakım, spikerliğe olan yeteneğim doğrultusunda bir zamanlar bu yöne kayma amacı vardı bende.  Bunu da seçmemiştim. Buna yakın bir mesleğim oldu. Bir kamu kuruluşunda ise, uzman yardımcısıyım artık…

Bir tanıdığıma bu hayalimin olduğunu söylediğimde ise bana kurduğu cümle komik ve ülke gerçeğine yakın gibi gözükse de bir o kadar uzaktı aslında; “medya sektörü risklidir, memurluğu seçip, devlete kapağı atsan sabit güvenilir bir maaşın olsa fena olmaz mı?” dediğinde ise üzülmüştüm. Zira hayatın her anı, iş hayatının hepsi, gerek devlet, gerekse özel sektör risklerle dolu. Ülkemizde devlet kurumlarının özelleştirildiği bir ortamda devlete de artık güven kalmadığını belirtmek gerek.

Kendi çevremde ufak bir örnekle devam etmem gerekirse, üniversite sınavlarına yakın bir zamanda abimin sesinin 3.5 oktan olduğunu keşfetmesi, dershaneye gitmek yerine şan eğitimleri alması, operalarda, korolarda yer alması ve bir süre sonra babam tarafından işin en ilginci şan hocası tarafından bile bu yönde ilerlemesinin  engellenmesi ve daha başka mesleklere kayması için zorlanması beni çok şaşırtmıştı. O sevdiği işi yapacaktı, eminim ki başarılı da olacaktı. Ama ülke ve dünya gerçeği göz önüne alındığında kaç kişi operaya gidiyor, bu müziği dinliyor du ki… Haliyle bu da karın doyurmayacaktı, daha gerçek meslekler lazımdı ve operadan tamamen bağımsız, ‘istatistik’ diye bir meslek seçti, şimdi bu alanda çalışıyor.

Başarılı oldu tabi, şu an ‘sonradan’ sevdiği mesleğine ilgi duydu, işine dört elle sarılıyor. Akabinde şu soru geliyor akla, peki  müzik hobisi mi oldu? Maalesef hayır, soğudu, küstü, uzaklaştı müzikten… Hobisine bile almadı müziği… Aile arasında opera yapmasını kendisinden istememize tahammülü bile yoktu artık!

Bir başka örnek yine yakın çevremden… Küçük yaştan beri ilgi duyduğu alana merakı( yani medyaya) onun doğru üniversite ve doğru bölüm okumasına neden oldu. Bildiği yolda attığı adımlar onu zirveye taşıyacak zira. Daha mezun olmadan bulduğu işte bile ne yazık ki, yine ülke gerçeklerinden olsa gerek hata yapıp yapmadığı konusunda hala kafa yoruyor her işe gittiğinde… Sadece kendisi mi, en yakınları ebeveynleri bile onun bu seçiminden mutlu değiller, onu takdir etmek yerine mutsuzlarını her daim dile getirmeleri,işine aşık, işini seven bir insan için bile çekilmez hal alıyor ne yazık ki!

Gördüğünüz gibi, meslek seçimlerinde yalnız değiliz, kendimizi değil bir başkalarını dinleyerek adım atıyoruz geleceğimize. Kuşkusuz yetiştirdiğimiz nesiller de büyüklerimizden gördüğümüz şekilde yetiştirilecek, çark böyle dönmeye devam edecek. Doktor, Mühendis, Öğretmenden başka meslek sunulmayacak çocuklara, gelecek nesillerin ufukları genişlemeden gelişmiş  kalkınmış bir ülkeden bahsetmek mümkün müdür, varın siz düşünün!!

Bursa İnternet Gazeteciliği ve Blog Derneği Çalıştayı

Bursa İnternet Gazeteciliği ve Blog Derneği(İGBD) bir ilke daha imza atıyor. Türkiye’de ilk internet gazeteciliği çalıştayı düzenliyor. Bu çalıştayda; internet gazeteciliği ve ifade özgürlüğü, internette hukuk, yeni medya bildirgesi gibi birçok konuya yer verilecek. Çalıştaya, Bursa medyasının yanısıra, Türkiye’nin çeşitli illerinden yoğun katılımın olması bekleniyor.

Kokteyl ve Basın Müzesi ziyareti de olacak olan çalıştayda Bursa Gazeteciler Cemiyeti(BGC) Başkanı Nuri Kolaylı ve İnternet Gazeteciliği ve Blog Derneği Başkanı Levent Özen, Bursa Olay Gazetesi yazarı, Ahmet Emin Yılmaz, Uludağ Üniversitesi öğretim üyesi Prof.Dr. Kamuran Reçber’in ‘İnternet medyası’ üzerine konuşmaları yer alacak. Ayrıca birçok tanınmış gazeteci ve yazar da çalıştaya katılacak. Çalıştay ile Bursa’nın internet gazetelerinin temsilcileri ve yazarları bir araya gelecekler ve Bursa adına çok önemli bir sinerji oluşturulacak.

Bursa İnternet Gazeteciliği Blog Derneği İnternet Gazeteciliği Çalıştayı 7 Mayıs Cumartesi günü saat: 14:30-18:00 arası Bursa Uğur Mumcu Sahnesi’nde yer alacak. Çalıştayın Programı ise şöyle:

İNTERNET GAZETECİLİĞİ ve YENİ MEDYA ÇALIŞTAYI PROGRAMI

I. OTURUM: İNTERNET GAZETECİLİĞİ VE YENİ MEDYA DÜZENİ (14:30-16:00):

Levent Özen / Açılış Konuşması

İnternet Gazeteciliği ve Blog Derneği Başkanı Levent Özen’in açılış konuşması.

Nuri Kolaylı / Açılış Konuşması

Bursa Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nuri Kolaylı’nın açılış konuşması.

İnternet Gazeteciliği ve Yeni Medya Formu

İnternet Gazeteciliği ve Yeni Medya konusunda gazeteci, yazar, araştırmacı ve internet yayıncılarının katılacakları formun konusu internet gazeteciliği ve yeni medya olacak. Son yıllarda Türkiye’nin gündeminde olan internet sansürü üzerinde de durulacak forumda çalıştay bildirisinin bir taslağı oluşturulacak.

II. OTURUM: İNTERNET GAZETECİLİĞİ VE HUKUK (16:15-17:15):

Okan Yüksel / İnternet Gazeteciliği ve İfade Özgürlüğü

İnternet Gazeteciliği ve Blog Derneği Genel Sekreteri Okan Yüksel’in “İnternet Gazeteciliği ve İfade Özgürlüğü” başlıklı sunumunda Türkiye’de ve dünyada yaşanan internet gazeteciliği ve ifade özgürlüğüne dair gelişmeler ele alınıyor.

Prof. Dr. Kamuran Reçber / İnternette Hukuk ve İfade Özgürlüğü

Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kamuran Reçber, internet hukuku ve ifade özgürlüğü sunumuyla, son günlerde gündem oluşturan 27655 sayılı resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren Elektronik Haberleşme Sektöründe Tüketici Hakları Yönetmeliği’nin 10’uncu maddesi hükümleri kapsamındaki olası gelişmeleri ele alacak.


III. OTURUM: ÇALIŞTAY BİLDİRGESİNİN OKUNMASI ve YAYINLANMASI (17:15-18:00)

İnternet Gazeteciliği ve Yeni Medya Formu

İnternet Gazeteciliği ve Yeni Medya konusunda gazeteci, yazar, araştırmacı ve internet yayıncılarının katılacakları formun konusu internet gazeteciliği ve yeni medya olacak. Son yıllarda Türkiye’nin gündeminde olan internet sansürü üzerinde de durulacak forumda çalıştay bildirisinin üzerinde son düzenlemeler yapılacak.

Elif Akın / İnternet Gazteciliği ve Yeni Medya Çalıştayı Bildirgesi

İnternet Gazeteciliği ve Blog Derneği Halka İlişkiler Sorumlu Elif Akın, katılımcıların de katkıda bulundukları İnternet Gazeteciliği ve Yeni Medya Çalıştayı Bildirgesi’ni okuyacak.



“Dizi Olduk Çıktık”

Değerli okurlarım, malum bu sene üniversite son sınıftayım, okulum bitecek. Bitirme tezimi vermeme az kaldı, final dönemi de yaklaştı. Bir yandan tezimi yazmakla uğraşıyor, finallere hazırlık yapıyor, İnternet Gazeteciliği ve Blog Derneği’nde(İGBD)  Web Sitesi eğitimlerine katılıyor, bir yandan da diksiyon eğitimine devam ediyorum. Düşünün artık kaça bölündüğümü…

2011 benim için çok yoğun başladı sanırım bu yoğunluk  böyle devam edecek. Bugün beni uzun zamandır  rahatsız eden bir konuya, televizyon kanallarındaki ‘dizi kirliliğine’ değinmek istiyorum. Şu sıralar televizyon izlediğimi filan düşünmeyin, buna zaten vaktim yok, izlemeye de gerek duymuyorum! Ama ülkemizde televizyon izleyici kitlesinin oldukça çok olduğunu unutmamak gerek!

Eylül ayından beri televizyonlarda sürekli yeni dizilerin fragmanları dönüyor. Hangi kanalı açsam yeni bir dizi! Başım döndü, takip edemez oldum. Televizyondaki envai çeşit dizilere fena takıldım. Sayamıyorum artık, o kadar çok varlar ki !…

Televizyonun ülkemizde izleyici kitlesi oldukça fazla evet bunu hepimiz biliyoruz. Bunun farkında olan dizi yapımcıları bu fırsatı kaçırmıyor, her sezon yeni diziler yapmaya devam ediyorlar, bu dizilerden birçoğu tutmadığı içinde yayından kalkıyor, yazık oluyor onca emeğe, oyunculara, set ekibine v.s… Yüzünü bir daha görmediğim kendini oyuncu sanan insanların fazlasıyla türemesi de cabası! Televizyonun bu durumu insanı fazlasıyla düşündürmüyor değil. Türk izleyicisi akşam işinden, okulundan geldikten sonra, hep dizi mi izlemek istiyor, yoksa dizi izlemeye mi zorlatılıyor?

Bu soruyu yapımcılara sorsak “insanların istemediği bir şey tutmaz, onlar istiyor bizde yapıyoruz” derler, peki ya seyirciye başka seçenek bırakılmıyorsa, haliyle seyircide bu dizileri izlemek durumunda kalıyorsa? Benim takıldığım diğer konu bu kadar çok dizinin olması, insanlar kaça bölünecek? O zaman ev içinde bireylerin birbirleriyle sohbeti filan kalmayacak, asosyal insanlar olarak hergün sanal dünyalara konuk olacağız demektir. Bu tercih meselesi, istenmezse televizyon izlenmeyebilir, ya da sadece haber kanalları, kültür, sanat, belgesel kanalları izlenebilir. Ama ülkemizde bilinçli televizyon izleyici kitlesi yok denecek kadar az. Bu durumda görev, televizyon kanallarına insanlara bu bilinci kazandırmak düşüyor.

Diziler yapılmasın demiyorum, elbette yapılsın, ama fazlası olunca kabak tadı veriyor artık. Kanaatimce dizilere verilen bu kadar para, emek, Türk sinemasına verilse ortaya görsel olarak kaliteli, yüksek ücretlerle yapılan dünya çapında ünü duyulmuş Türk yapımı filmler ortaya çıkar, ama ne yazıkki ülkemizde bu bilinç yok!

Aslında Türk seyircisi bu dizilerle uyutulmak isteniyor, bu da çok güzel başarılıyor, bu yüzden araştırmaya, okumaya zaman ayırılmıyor, okur-yazar oranı ülkemizde azınlıkta kalmaktan öteye geçemiyor. Aslında bu bir döngü, ülkenin ekonomik düzeyi, eğitim seviyesine; eğitim seviyesi ülkenin medyasına, sanatına, politikasına yansıyor. Bu zincirden biri bozuksa diğerlerini de etkiliyor. Bu zincir sistemini bütünüyle görmeli, bütünüyle eleştirilmeli, iyileştirilmeli.

Bu konuda hemen hergün yazan eğitimciler, yazarlar var. Ciddi ciddi rakamlarla konuşan, tehlikeyi sezdirmek isteyenlerin sesi, ülkemizde sadece yazılarda kalıyor, duyulmuyor, duyulmak istenmiyor! Kısacası herkesin işine geldiği gibi… Ne dersiniz hala umut var mı?