“Levent Özen” ile Kariyer Yolculuğu…

Yıl 2007… Blog dünyasıyla tanışalı tam 5 yıl olmuş. Levent Özen ile düzenlediğimiz Bursa Blog Yazarları Buluşması etkinliğimiz daha dün gibi hafızalarda. Toplantının ardından gelişen dostluğumuz,  bunca yıla sığdırdığımız anılar canlandı gözümde… O, bizim ‘Leothemaster‘ kod adıyla tanıdığımız Levent abimiz. Yılların eskitemeyeceği dostluğu internete taşımak, başarılarla dolu hayatını mercek altına alarak hoş sohbetini evlerinize taşımak için Özen Danışmanlık şirketinin kapılarını araladık. Levent Özen ile kariyeri, özel yaşamıyla ilgili gerçekleştirdiğimiz sohbetimiz İş’te Kariyer farkıyla sizlerle…

1-)  Kısaca yaşam öykünüzle başlayalım…

Sıradan olacak ama 1969 yılı doğumluyum. Kendimi 60’lı yıllara ait hissediyorum bu yüzden. Köklerimiz Karadeniz olmasına rağmen doğma büyüme Ankaralıyım. İlk ve orta öğretim hayatım boyunca da hep başkentte ikamet ettim. Üniversite de ise ODTÜ Fizik bölümünü bitirdim.

“Hem çalışıp, hem okumak hem de oğlumun olması bile mezun olma azmimi törpülemedi!”

 2-) Ankara’da ODTÜ yılları nasıl geçti? Nasıl bir öğrenciydiniz? Fizik bölümü gibi zor bir bölümü Türkiye’nin en iyi okulların birinde okumak zor olmuş olsa gerek?

ODTÜ ve özellikle fizik bölümü gerçekten Türkiye’nin en zor bölümlerinde ve çok az sayıda mezun veriyor. İdealist ve fizik bilimini seven kişiler için ileri derece fizik öğrenmeniz için, İngilizce, matematik, kimya, biyoloji bilmeniz gerekiyor önce. Daha sonra elektronik, mekanik, kuantum, astronomi ve pek çok dalda oldukça zorlu bir eğitim alıyorsunuz. Oldukça stresli sınavlara ve uzun problem çözümlerine hazırlıklı olmanız gerek. Tüm bunları başarmanız için sadece inanmanız gerek, ben kendime inandım ve zor olmasına rağmen çalışarak başardım. Hem çalışıp, hem okumak hem de bir de oğlumun olması bile mezun olma azmimi törpülemedi!

 3-)  Hayal ettim ve işte istediğim mesleği yapıyorum diyor musunuz?

Hayal ettiğim meslek aslında tam olarak bu yaptığım iş değildi. Zaten o zaman bunu hayal edemezdim! Yaptığım işten mutluyum ve işimi seviyorum. İşimde üniversite hayatımda tüm öğrendiklerimi kullanabiliyorum. Bu bana inanılmaz bir avantaj sağlıyor. İnşaat mühendisi kadar statik hesap, elektronik mühendisi kadar elektronik bilgisine sahip olmak ve olup-biteni anlamak gerçekten güzel bir duygu.

4-) Bursa’ya yolunuz nasıl düştü?

Aslında 30 yıl Ankara’da yaşayıp sonra Bursa’ya gelmek bana hep ilginç geliyor. Öğrenciyken Siemens AG firmasında çalışmaya başlamıştım. AnkaRay Hafif Raylı Sistemi projesiyle birlikte tren dünyasına da girmiş oldum. İşte raylarla olan bu iş yaşantım okul bittikten sonra BursaRay projesiyle devam ettim. Bu projede çalışmak için 1999 yılında Bursa’ya yerleştim.

5-) Uzun yıllar firmalar için çalıştınız. “Kendi işimin patronu olmak istiyorum” dediniz ve Özen Teknik Danışmanlık şirketini kurdunuz. Yaptığınız çalışmalar kapsamında “Ray Haber” diye bir web siteniz var ve bu konuda bir açığı kapatmış oldunuz. Ray Haber fikri nasıl çıktı ortaya?

Uzun yıllar farklı firmalarda kendi işim gibi çalıştım aslında ve bir gün neden kendi işimde çalışmıyorum diyerek Özen Teknik Danışmanlık şirketini kurdum. Amacım aslında yabancılar tarafından yapılan raylı sistem tasarım ve danışmanlık işlerini Türkiye’de yapmaktı. Bunu kısa bir sürede sonra ise imalat ve tedarik işini yanında getiren raylı sistemler şirketim için haber bulma ihtiyacım oluştu. İç ve dış piyasasını takip etmeye başladım. Bu konuda profesyonelce haber yapan bir site olmadığını gördüğümde ise RAYHABER’i kurma kararı aldım ve internet haberciliğini işimle birleştirdim.

6-) Teknolojiye çok küçük yaşlardan ilginiz merakınız varmış, bilgisayarla ilk tanışmanız nasıl oldu? İlginç bir anınız var mı?

Bilgisayarla ilk tanışmam çocukluk dönemimde oldu, o zaman bilgisayar olmadığından ilgi duyduğum hesap makinaları ile tersten LEBLEBİ yazmaya çalıştığımı hatırlıyorum. Asıl tanışmam ise üniversitede oldu. Yere düşen 5,25 inç’lik bir disket bana programla ve IT dünyasına açılan yol oldu ODTÜ-Fizik koridorlarında… Bu IT bilgimi raylı sistemlerle birlikte geliştirip sürekli büyüttüm. Bence önemli olan sektörü hiç bırakmadan sürekli takip etmeniz, eğer bunu severek yapıyorsanız, bilginizle hem kendinize hem de çevrenize oldukça faydalı oluyorsunuz.

“Blog ile ilk tanışmam blog kelimesinin anlamını araştırırken oldu”

7-) Türkiye’nin ilk blog yazarlarından birisiniz. “Leothemaster” adlı blogunuzla internet dünyasında oldukça tanınan bir isimsiniz. Blog yazarlığıyla tanışmanız ne zaman oldu?

Türkiye’nin ilk blog yazarlarından birisiyim. Blog ile ilk tanışmam blog kelimesinin anlamını araştırırken oldu. Anlamını öğrenir öğrenmez ise yazmaya başladım.

LeoTheMaster adı ile uzun yıllardır blog yazıyorum, hatta blog kavramı yokken günlük yazarak başladım yazmaya. Bence insanın içindeki özgürce ve kalıcı olarak dışa aktarılmasını sağlayan bir araç blog. Blog yazdığınızda tatmin oluyorsunuz. Paylaşmanın mutluluğunu yaşıyorsunuz.

8- Yıl 2007 Bursa Blog Yazarları Buluşması yaptığımız günleri hatırlıyorum. Yüzünü bile görmediğimiz, sadece yazılarını bildiğimiz blog yazarlarıyla buluşmuş onları tanıma fırsatı elde etmiştik. İnternetin insanları anti-sosyal yaptığı söylenir ne dersiniz, internetle sosyalleşebiliyor muyuz?

Uzun yıllar önce gibi geliyor aslında ama daha dün gibi 2007! Blog sinerjisi yaratmak için yaptığımız etkinlikler ile pek çok ülkeden, ırktan, dilden ve dilden insan tanıdım. Ortak olan tek yönümüz blog yazmaktı belki de fakat aynı düşüncede olmayan insanları tanımak aslında anti-sosyalleşme karşıtı bir çözüm. Size karşı insanları tanıyıp onlara düşman olacağınıza ortak noktalarda buluşup sohbet etmek inanılmaz keyifli.

“Sosyal paylaşım devrini, sosyal paylaşım modası olarak görüyorum.”

9-) Sosyal paylaşım siteleri hayatımıza öyle bir girdiler ki onlarla birlikte yatıp kalkıyoruz, tüm özel hayatımızı orada yaşıyoruz. Facebook, Twitter, Foursquare vazgeçilmezimiz ve sizde aktif bir sosyal paylaşımcısınız. ‘Sosyal paylaşım devrimini’ nasıl tanımlarsınız?

Sosyal paylaşım devri bana yanlı bir kavram! Bunu sosyal paylaşım modası olarak görüyorum ben! Yani geçici bir alışkanlık sadece, çağımızdaki teknolojinin 50 yıl sonra çok ilkel olacağını düşünürsek, yaşadığımız sosyal paylaşım siteleri geçici bir heves sadece. Çünkü çok yakında zaten bir şey paylaşmamız gerekmeyecek! Bu konuyu fazla devam ettirmeyeyim, işleyeceğim güzel bir konu bu…

 10-) İnternet Gazeteciliğiyle ilgili Bursa’da 2010 yılından beri faaliyet gösteren İnternet Gazeteciliği ve Blog Derneği (İGBD)’nin başkanlık görevini üstleniyorsunuz. Derneğin kurulma amacı neydi? İnternet Gazeteciliğiyle ilgili ne gibi çalışmalarınız oldu? Önümüzdeki yıllar için planlarınız ne yönde?

İGBD’nın kuruluş amacı İnternet haberciliği ve gazetecilik yapan kişilerle blog yazarlarını birleştirerek bir sinerji yaratmaktı. Bunu başardığımıza inanıyorum çünkü bu konuda eğitimler verdik ve eğitim alan gazeteciler artık kendi sitelerini tasarlayıp yönetebiliyor. Bu yıl bu tür eğitimlere devam edip Avrupa Birliği projelerinde çalışmak istiyoruz.

11-) Elektronik Haberleşme Sektöründe Tüketici Hakları Yönetmeliği’nin 10. Maddesi kapsamında “İnternetin Güvenli Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar” 22 Ağustos 2011’de yürürlüğe girdi. Bu madde oldukça tepki topladı, bu madde için sansüre hayır yürüyüşleri bile düzenlendi. İGBD olarak İnternet Gazeteciliği ve Yeni Medya Çalıştayı’nda 5 maddelik bir sonuç bildirisi yayınladınız. 22 Ağustos’tan sonra internet dünyasında neler değişti?

İnternet sansürü olarak beklenen büyük filtreme ve yasaklara karşı tepkilerimiz sonuç verdi. Türkiye interneti kontrol altında ama başında İran, Çin ve bazı Arap ülkelerinde olduğu gibi bir İnternet Polisi yok!

“Bana varlığıyla destek olan bu tatlı bebek benimle birlikte büyüdü aslında ve bana babalığı öğretti!”

12-) İnternet dünyasının yanında bir de özel yaşamınız var. Çok genç yaşta baba olmuş bir adam var karşımda. Canınızdan çok sevdiğiniz oğlunuz Can’a hem anne hem baba olmuşsunuz. Babalık mesleğinizden bahsedelim biraz da …

Tüm bu iş, okul ve blog dünyasının yanında hem bir de oğlum var, evet. Bana varlığıyle destek olan bu tatlı bebek benimle birlikte büyüdü aslında ve bana babalığı öğretti. Ben ise ona sadece biraz annelik ve stajyer babalık yaptım…

“Tüm insanlar bilgisayarda oyun oynamalı”

13-) Son olarak teknolojinin esiri olmadan nasıl iyi bir internet kullanıcısı oluruz? Mesleklerine yön verecek arkadaşlarımız için, iş’te kariyer okuyucularına neler söylemek istersiniz?

Aslında kötü bir tavsiyede bulunacağım ama tüm insanlar bilgisayarda oyun oynamalı. Bu hem sizi farklı bir evrene götürüyor hem de stresinizi alıyor. Hele oyunu İngilizce oynuyorsanız, İngilizce bilginiz gelişiyor. Şimdi kariyer ve oyun arasında bağlı göremiyor olabilirsiniz ama unutmayın bu mantıkla baktığınızda çalışacağınız iş yerinizdeki şefiniz de aynı oyunu oynuyor olabilir!

İnternet teknolojisinden yararlanmak isteyen kişiler üretmeli, paylaşmalı ve kendini geliştirmeli. Bu şekilde bilgi seviyesi artacak ve bu kariyerinize kesinlikle yansıyacaktır.