Bütün Dünya Kadınlarına…

Kadını eğitmekle başlar her şey… Eğitimli bir kadın, eğitimli bir toplum demektir!  Bir erkeği eğiten de yine bir kadındır. Aileyi bir arada tutan, çocuklarına, eşine kol kanat geren, hayatın tüm zorluklarına rağmen dimdik durabilen, karda açan Kardelen Çiçeği misali renkli, kırılgan; ama bir o kadar sağlam durabilen yine kadındır!  Bir kadının gözyaşlarında asla kendi hüznünü göremezsiniz, hüznünde de mutluluğunda da bir kadın ağlarsa ya çocukları için ya eşi ya da ailesi için ağlar…!

Bencillik kadının hayatında anlam kazanmamıştır hiç.  Doğuştan gelen doğurgan olması özelliğinden dolayı; bir kadın asla kendi için yaşamaz! Çünkü, dünyada en kutsal şey olan annelik bahşedilmiştir kadına… O yüzden kadın duygusaldır, anaçtır.  Bir kadının gönlünü almak, kırmak kadar kolaydır. Narindir, incedir, hislidir yüreği. Bir kadın affeder ama asla unutmaz! Susar, görür, görmezden gelir, bilir de söylemez, duyar da işitmez! Her daim sadıktır, bağlıdır kadın…

Bir erkek kadının gücü karşısında yenilir. Erkekler güçlü kadınları asla sevmez, gücünü bastırabildiği kolay elde edebildiği kadınlara yenilir. İlginçtir ki her erkek annesine benzeyen bir kadının kollarına sarılıp, göğsünde ağlamak ister, sadece o kollarda kendini güvenli hisseder!

İçine atar kadın, bastırır, sabırlıdır, bağrına taş basar; yine de dert yanmaz! Bir kadının sevgisi de aşkı da kini de nefreti de bakışlarında gizlidir… Bir kadının buğulu gözlerinde saklıdır sessiz çığlığı.

Bugün, dünyanın dört bir yanında 8 Mart Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanıyor. Kadınlar Günü adı altında binlerce kadın, hala kadınlara eşit haklar verilmesi için, kadın cinayetlerinin önüne geçilmesi, dayak yiyen kadınların haklarının korunması için yürüyüşler düzenliyor, paneller yapıyor. Acaba birileri seslerine kulak verir de duyar mı diye? Zaman ne kadar ileri gitse de insanlık da bir o kadar geriye gidiyor aslında.

Kadınlar Günü’nde kadın; kadın olmanın ayrıcalığını, önemini, anne olmanın erdemliliğini hissedeceği yerde, hala sokaklarda kendi hakkını kazanmak için yürümek zorunda kalıyor.

Çağ atlattık deriz, moderniteden bahsederiz, hukuksal anlamda kadın ve erkek eşittir deriz, anayasamıza da koyarız. Resmiyette her şey güllük gülistanlıktır! Ama şu da bir gerçektir ki aynalar her zaman gerçeği yansıtmaz  arka planda işin gerçek yüzü  öyle değildir!

İster kadın okumuş olsun okumamış olsun, ekonomik gücü olsun veya olmasın, bugün Türkiye’de bir kadının boşanması, dul bir kadının hayatını devam ettirebilmesi hiç kolay değildir! Binlerce kadınımızın her gün cinayetten kurban gitmesine, dayak yemekten mosmor olmuş kadınlarımıza hala seyirci kalıyorsak insanlıktan bahsetmemizin hiçbir anlamı yoktur!

Yaşadığımız devlete sosyal devlet diyorsak  ister devlette ister özel sektörde çalışan kadınlarımızın ücretli 2yıl izin alabilme imkanı yoksa; dillerde annelik kutsal bir görev,  cennet annelerin ayakları altında sözleri lafta kalıyorsa devlet anyaşımızı bir daha gözden geçirelim derim!

Çocuğun anneye en ihtiyacı olduğu zamanda anne ile çocuğu ayırırsan; mutsuz çocuklar yetişir, mutsuz bir çocuk mutsuz bir toplum demektir!

İstanbul Büyük Ada’ya gezmeye gitmiştim bir gün. 65-70 yaşlarında yüzünün kırışıklığında  tüm yaşamını gördüğüm teyzenin gözyaşlarına tanık olmuştum sokağın birinde. Buğulu gözlerle bakıp bir şeyler anlatmaya çalışır gibiydi. O yaşına rağmen taşımak zorunda olduğu koca bir çalı parçasını, hiç yaşayamadığı hayallerini, gençliğini sırtına yükleyip gidiverdi öylece, bense sol köşede paylaştığım resmine  bakakaldım öylece…!

Toplantımızın Ayrıntıları, Konumuz: Üreyememe…

Değerli okurlarım İstanbul’dan döndüm. Sıra Bebek Divan Brasserie‘de gerçekleştirdiğimiz toplantıya dair ayrıntıları anlatmaya geldi.

Toplantıya katılım yoğundu. Eurofertil Tüp Bebek Merkezi Medikal Direktörü Kadın Hastalıkları Uzmanı Dr.M.Hakan Özörnek ve Eurofertil Tüp Bebek Merkezi Embriyoloji Laboratuvarı Sorumlusu Dr. Elif Güler Ergin‘in bilgi ve deneyimleri ışığında, Dörtok&Bersay İletişim danışmanı Esra Bulut, Dörtok&Bersay İletişim Medya İlişkileri Direktörü Mehmet Gel, Doğan Burda Dergi Editörü Nilgün Yıldız Cesur Doruk, Bengü Doğruel gibi blog yazarlarının da katıldığı toplantıda Toplumda üreyememe, kadın sağlığı, tüp bebek tedavi uygulaması ile ilgili bilinmeyenleri, yanlış bilinen doğruları konuştuk.

Doktorlarımızın bu konuda en dikkat çektiği nokta yaşam standartlarımızın boyutunun üreme konusunda olumlu veya olumsuz etkilerinin olması oldu. Sağlıklı beslenememe, hormonlu ve hazır gıdaların aşırı tüketilmesi, sürekli radyasyona maruz kalma, aşırı sigara ve alkol tüketimi, bilhassa günlük hayatta yaşanan stres, erkeklerde sperm sayısını azaltmakta , kadınlarda doğurganlığı azaltmaktadır.

Ülkemizde üreyememe konusu hala bir tabu! Kulaktan dolma bilgilerin sadece doğru olarak kabul edildiği, doktora gitmenin hala ayıp sayıldığı ve gizlendiği bir ülkede yaşıyoruz ne yazıkki! Evlilikte çocuk sahibi olamayan çiftlerin toplum baskısından kurtulamadıkları ve bu konuda sadece ama sadece kadının suçlandığı bir toplumda yaşadığımız bir gerçek!

Hatta insanlar o kadar çekiniyorlar ki tüp bebek tedavisi olduklarını yakınlarından saklamak zorunda kalıyorlar. Sırf bu toplumsal baskıdan dolayı, bazı değer yargılarımızı, tabularımızı yıkıp açık ve net olmaktan korkuyoruz !

Tüp bebek tedavisi olan çiftlerin tedavi sürecinde bilhassa en yakınlarından gördükleri baskı tedavinin kısa sürede olumlu sonuçlanmasını engelleyebiliyor. Bu tedavide en önemli etken psikolojik olarak çiftlerin buna kendilerini hazır hissetmesi. Tüp bebek tedavisi konusunda yanlış bilinlerden ötürü bu tedavinin hemen gerçekleşeceğini ve olumlu sonuçlanacağına dair beklentileri olan  çiftlerin ilk denemelerinde olumsuz yanıt alması hayalkırıklığı yaşamalarına ve tedaviyi bırakıp olanı kabul etmelerine neden olmaktadır. Oysa ki, tüp bebek tedavisi uzun süreçte gerçekleşebilen, sabır gerektiren bir tedavidir.

İşte tam bu noktada alanında uzman doktorların ve blog yazarlarının bir araya getirildiği toplantının amacını oluşturan  üreyememe konusunda ne kadar bilgiliyiz, hangi kaynakları doğru kabul edip kullanıyoruz sorularının yanıtlarını aramaya başladık. İnternetin gücünü hepimiz biliyoruz. Ansiklopedileri atıp, doğru biligiye ulaşmak için en yakınımızdaki interneti kullanıyoruz artık. Bu sayede birçok bilgiye ulaşabiliyoruz bu doğru; ama şu da bir gerçek ki internet birçok gerekli gereksiz bilgilerin olduğu bir çöplük! İnternete atılan verilerin denetlenememesi durumu her şeyin paylaşıldığı bir ortam olmasının önüne geçilemiyor ki bu da  neyin doğru neyin yanlış olduğunu kestiremememize neden oluyor.

Tam bu noktada işin uzmanları insanları doğru bilgilendirmek için artık interneti kullanmaları gerekmektedir. Bu noktada haftalık bültenler hazırlanabilir, video bloglar oluşturulabilir, hatta sağlık blogları oluşturulup alanında uzman doktorların haftalık veya günlük yazılarını paylaşabildiği ortak bir platform oluşturulabilir. Bu sayede insanlar doktora gitmeden önce ön yargılarından kurtulabilir bu da onların bu konuda daha ılımlı ve doğru hareket etmelerine neden olur.

İnternet ortamında yazdığı alanda istikrarlı yazan ve işini ciddiye alan biz blog yazarlarına da büyük görevler düşmekte! Bu toplantıdan sonra, sağlık, kadın sağlığı gibi konularda daha önce hiç yazı kaleme almadığımı farkettim. Madem bizim sayfalarımız okunuyor ve belli kitlelelerimiz var, doğru bilgilere ulaştığımız noktalarda bizi takip eden okurlarımızı yazılarımızla aydınlatabiliriz. Bu yüzden en azından haftada bir gün yazılarımdan birini sağlık konulu bir yazıya ayırmaya karar verdim.

Son olarak toplatının gerçekleşmesinde emeği olan Esra Hanım’a yazım aracılığıyla teşekkürlerimi iletmek isterim, bir başka platformda tekrar görüşebilmek, aydınlanmak dileğiyle…