“İnsanın Anayasası”

“Kan yasasi bu insanin/Üzümden şarap yapacaksın/Çakmak taşından ateş/Ve öpücüklerden insan!
Can yasasi bu insanın/Savaşlara yoksulluklara/Ve binbir belaya karşın/İlle de yaşayacaksın!
Us yasası bu insanın/Suyu şavka döndürüp/Düşü gerçeğe çevirip/Düşmanı dost kılacaksın!
Anayasası bu insanın/Emekleyen çocuktan/Uzayda koşana dek/Yürürlükte her zaman.”

Can Yücel bu mısralara dökmüş insanı, “İnsanın Anayasası” adlı şiirinde. Hayatın başrol oyuncusunu anlatmış. Hergün yeni bir maske takan, rolden role koşan varlık insanı anlatmaya çalışmış bugüne kadar birçok şair, yazar. Ama kimse anlayamamış insanı, hakkında kesin yargıya varamadan öyle kabullenmiş, formüller atmış ortaya, ya tutarsa misali…!

Yaşamın her safasında yeni şeyler öğreniyor, kendimizi geliştirerek her an yeniden büyüyerek ilerliyoruz hayat yolculuğumuzda. Uğradığımız her kıyıdan alacağımızı alıyor, sakin limanlarda dinleniyor, inceleme sonucu bir ayıklama yapıyor atıyoruz bir kenara işimize yaramayanları. Lisede Bir edebiyat hocamın bir lafı vardı, garip gelmişti ama söylediği son derece doğruydu ve şöyleydi; “Herkesin herkesle çıkarı vardır, anne-çocuk arasında bile çıkar vardır” demişti. Gerçekten de öyledir. Bir bebek açtır ve açlığını annesi giderir, bakıma muhtaçtır örneğinde olduğu gibi…

İnsan toplumsal bir varlıktır. Tek başına dünyaya gelir, tek başına veda eder, tektir, eşi benzeri yoktur, yalnızdır kendi içinde ama tek de yaşayamaz. Topluma karışır insan, düşünür, yazar, çizer, yaratır, oynar, yer, içer, tüketir… Tehlikelidir, ne zaman ne yapacağı kestirilemez bazen. Ama aynı zamanda değerlidir, çünkü dünyada başka hiçbir varlığın sahip olamadığı “düşünme” yeteneğine sahiptir. Güçlüdür beyni, imkansızı yaratır, hayal eder, kurar, planlar ve uygular. Ha bir de düşmanı vardır. Thomas Hobbes der ki; “insan insanın kurdudur.” İnsanı tüketen de yine insandır.

Türlü oyunlar yaparız beynimizle ve çoğu zamanda o kurduğumuz oyuna gerçek olmasa bile önce beynimize inandırırız sonra çevremize. Hayat oyunumuza katılanlar ve inananlar hep bizimledir ve iyi oyuncudur. Oyunumuza burun kıvıranlar kötü oyuncudur. Böyle kodlarız çevremizi.

İnsanın en güçsüz olduğu, en ilginç anı ‘ağladığı’ andır. Ağlamak, acizlik demektir  birçok insana göre. İlginçtir ki, ağlamak o kadar gerçektir ve yalındır, insanın en kendi olduğu zamandır, ve  ağlamak bir insana  çok yakışır. İçindeki nefreti de güzelliği de gözlerimizden akan yaşlar yansıtır.

Son kez Mevlana’nın çok sevdiğim bir şiiriyle yazımı noktalamak istiyorum. Mevlana der ki;

Güneş gibi ol şefkatte,merhamette/Gece gibi ol ayıpları örtmekte.
Akarsu gibi ol keremde, cömertlikte/Ölü gibi ol öfkede, asabiyette.

Toprak gibi ol öfkede tevazuda, mahviyette.

Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.”