Öyle Bir Geçer Zaman Ki…!

Son zamanlarda hayatı hızlı yaşadığımı düşünür oldum. Ne ilginçtir ki benim gibi düşünen benim jenerasyonumda birçok genç arkadaşım var. Zaman hızla akıp gidiyor, oysaki çoğumuz o hayatı yakalayamadığımızı düşünüyor, anı yaşayamadan bir sonraki zamana erteliyoruz yapacaklarımızı… Nasıl yakalayalım ki hayatı, bir koşuşturmadan ibaret hayat… Aslında güzel bir şey, insanın yapacaklarının olması, meşgul olması. Zamanın boşa  geçmediğine işaret.

Malum şubat tatili yaklaştı, bir dönemi daha bitirmiş olduk. Aynı evi paylaştığım kuzenimi de bugün uğurladım Mersin’e, yakında bende gideceğim. Kuzenimle hayretle baktık biten günlere, zamanın süratine… Benim 4. sınıfı bitirmeme az kaldı, onun ise 4.sınıfa geçmesine… Oysaki dün gidiydi okula kayıt yaptırmamız. Günden güne hayat okuluna biraz daha yaklaşıyoruz, hayatın sınavlarının ağır ve zor olduğunu bilerek adım adım yaklaşıyoruz…

Bitecek ve bir daha hiç gelmeyecek üniversite yıllarımıza üzüldük birlikte. Bir an geleceğe gittik, korktuk, ürktük, özlemle hatırladık geçmişi. Ne mutlu ki, biz anın güzelliğin farkında olan taraftandık, hiç değilse dolu dolu yaşamıştık, bu genç yaşımızın dinamizminde…

Her geçen saat,  her dakika aleyhimezymiş gibi telaşla yaşıyor olduk   zamanı. Şu döneme çok şey sığdırmak istiyerek, zevkle yaşıyoruz her anı.  Bakalım gelecek neler gösterecek bizlere, nerelerde ne durumda olacağız?

Benim jenenarsyonumdaki tüm gençelere dilerim hayat en güzel günlerini, en güzel kariyerlerini yaşatır. Genç arkadaşlarımın ve kendimin çabasını  görüyor, olumsuz gözlerle bakan  büyüklerin engellerini aşmaya çalışan belkide en güzel çağlarını gençlik yıllarını hoyratsızca harcayan nesile tanık oluyorum, yaşıyorum.

Yinede hayat biz gençlere güzel, tüm olumsuzluklara rağmen yaşamasını, hayattan zevk almasını biliyoruz, sanırım bu batıyor büyüklerime.Varsın olsun biz yine de yaşayalım. Evet onların tecrübesi var belki ama bizimde hiç sönmeyecek geleceğe  umutla bakan ışıldayan gözlerimiz, inançla yapacaklarına sarılan yüreğimiz, en güzeli gençliğimiz, zamanımız var…!!

“Dizi Olduk Çıktık”

Değerli okurlarım, malum bu sene üniversite son sınıftayım, okulum bitecek. Bitirme tezimi vermeme az kaldı, final dönemi de yaklaştı. Bir yandan tezimi yazmakla uğraşıyor, finallere hazırlık yapıyor, İnternet Gazeteciliği ve Blog Derneği’nde(İGBD)  Web Sitesi eğitimlerine katılıyor, bir yandan da diksiyon eğitimine devam ediyorum. Düşünün artık kaça bölündüğümü…

2011 benim için çok yoğun başladı sanırım bu yoğunluk  böyle devam edecek. Bugün beni uzun zamandır  rahatsız eden bir konuya, televizyon kanallarındaki ‘dizi kirliliğine’ değinmek istiyorum. Şu sıralar televizyon izlediğimi filan düşünmeyin, buna zaten vaktim yok, izlemeye de gerek duymuyorum! Ama ülkemizde televizyon izleyici kitlesinin oldukça çok olduğunu unutmamak gerek!

Eylül ayından beri televizyonlarda sürekli yeni dizilerin fragmanları dönüyor. Hangi kanalı açsam yeni bir dizi! Başım döndü, takip edemez oldum. Televizyondaki envai çeşit dizilere fena takıldım. Sayamıyorum artık, o kadar çok varlar ki !…

Televizyonun ülkemizde izleyici kitlesi oldukça fazla evet bunu hepimiz biliyoruz. Bunun farkında olan dizi yapımcıları bu fırsatı kaçırmıyor, her sezon yeni diziler yapmaya devam ediyorlar, bu dizilerden birçoğu tutmadığı içinde yayından kalkıyor, yazık oluyor onca emeğe, oyunculara, set ekibine v.s… Yüzünü bir daha görmediğim kendini oyuncu sanan insanların fazlasıyla türemesi de cabası! Televizyonun bu durumu insanı fazlasıyla düşündürmüyor değil. Türk izleyicisi akşam işinden, okulundan geldikten sonra, hep dizi mi izlemek istiyor, yoksa dizi izlemeye mi zorlatılıyor?

Bu soruyu yapımcılara sorsak “insanların istemediği bir şey tutmaz, onlar istiyor bizde yapıyoruz” derler, peki ya seyirciye başka seçenek bırakılmıyorsa, haliyle seyircide bu dizileri izlemek durumunda kalıyorsa? Benim takıldığım diğer konu bu kadar çok dizinin olması, insanlar kaça bölünecek? O zaman ev içinde bireylerin birbirleriyle sohbeti filan kalmayacak, asosyal insanlar olarak hergün sanal dünyalara konuk olacağız demektir. Bu tercih meselesi, istenmezse televizyon izlenmeyebilir, ya da sadece haber kanalları, kültür, sanat, belgesel kanalları izlenebilir. Ama ülkemizde bilinçli televizyon izleyici kitlesi yok denecek kadar az. Bu durumda görev, televizyon kanallarına insanlara bu bilinci kazandırmak düşüyor.

Diziler yapılmasın demiyorum, elbette yapılsın, ama fazlası olunca kabak tadı veriyor artık. Kanaatimce dizilere verilen bu kadar para, emek, Türk sinemasına verilse ortaya görsel olarak kaliteli, yüksek ücretlerle yapılan dünya çapında ünü duyulmuş Türk yapımı filmler ortaya çıkar, ama ne yazıkki ülkemizde bu bilinç yok!

Aslında Türk seyircisi bu dizilerle uyutulmak isteniyor, bu da çok güzel başarılıyor, bu yüzden araştırmaya, okumaya zaman ayırılmıyor, okur-yazar oranı ülkemizde azınlıkta kalmaktan öteye geçemiyor. Aslında bu bir döngü, ülkenin ekonomik düzeyi, eğitim seviyesine; eğitim seviyesi ülkenin medyasına, sanatına, politikasına yansıyor. Bu zincirden biri bozuksa diğerlerini de etkiliyor. Bu zincir sistemini bütünüyle görmeli, bütünüyle eleştirilmeli, iyileştirilmeli.

Bu konuda hemen hergün yazan eğitimciler, yazarlar var. Ciddi ciddi rakamlarla konuşan, tehlikeyi sezdirmek isteyenlerin sesi, ülkemizde sadece yazılarda kalıyor, duyulmuyor, duyulmak istenmiyor! Kısacası herkesin işine geldiği gibi… Ne dersiniz hala umut var mı?

Yaşamak Güzel Şey…!

Şimdi toparladım odamı, attım fazla, gereksiz ne varsa çöpe… Varlıkları ayrı dert bence fazlalıklar hayatımızda… Bir de güzel temizlik yaptım, eski yıla ait faturalar, notlar neler varsa yok oldular birden. Bir oh çektim, rahatladım resmen…

Şimdi beyin temizliğinde sıra, gereksiz, saçma ne varsa kaydetmiş, depolamış beyin. Ruhu arındırmakta asıl marifet. Şu insanları bir türlü anlayamıyorum. Hayatlarında düzenli temizlik yaparlar, düzenli olarak eve kadında çağırırlar temizlik için, mis gibi olur ev, ofis her neresiyse artık, ama kendi ruhları, bedenleri söz konusu olunca, fazlalık ne varsa bir ömür taşırlar ruhlarında, bedenlerinde, büyük bir  marifetmiş gibi…

Yok alıştırdık biz ruhumuzu yormaya, hamal değil mi bu beden taşısın ağır ne varsa. Müstehak insana rahatlık ciddiyim batıyor. Şu sıralar mutluluğu çok gören mutluluğun kendisini ‘mutsuz ettiğini’ düşünen insanlara şahit oluyorum, onları  şaşkınlıkla dinliyor, söylediklerine anlam veremiyorum doğrusu. İşin aslı o insanlar henüz mutluluğu tatmamışlar bence. Çünkü hayatlarında olumlu hiçbirşeye açmamışlar kapılarını, mutsuzluğa sığınıp melankolik yaşamı tercih etmişler hayatlarında kolaya kaçmışlar bir nevi. Ben onları onlarla bıraktım…

Kendimden biliyorum, küçücük şeyleri büyütüyor, sorunları dağ gibi yapıp kendimle mücadele ediyorum resmen. Bana ve ruhuma bir artısı oluyor mu diye sorduğumda, benden çok şey götürüyor orası kesin. Ben böyle mutsuz şımarık kızı oynadığımda, çevrem de bir süre sonra iteliyor beni. Benim gibilerin çokluğunu düşünürsek, birde bakmışız mutsuz bir toplum olup çıkmışız.

Birde mutsuzluğun dibine vurmuş, acının en kötüsünü yaşamış ama her şeye rağmen gülümseyebilen, hayata duruşları dik olan  insanlar var. Onlar asıl hayattan zevk alan, yaşamasını bilenler bence. Beyinleri gereksiz, saçma ne varsa otomatik olarak beyinden  atmaya alışmış, hayatın gerçek sorunlarıyla mücadelelerinde  çözümler üretebilen yegane insanlar… Baştan beri anlatmaya çalıştığım bu, değerli okurlarım, mutluluk kendi içimizde ise, e bu da kendi elimizde ise, o hiç yakalayamayacağımızı sandığımız ‘mutlu yaşantımızı’ uzaklarda aramak niye?

Kendi kendinizle başbaşa kalın bir gün, dilediğiniz ne varsa yapın ama kendinizle olun,yılın bir gününüde kendinize ayırın. Hayatınızdan, kafanızdan atmak istediklerinizin listesini yapın, birde hayatınızdan, ruhunuzdan atamadıklarınızı yazın bir listeye. Listeden çıkartamadıklarınıza sımsıkı sarılırın, çünkü sizleri var eden, mutlu eden, güçlü eden sizden parçalardır o atılamayanlar! Listedeki atılacaklara ise, dönüp bakmayın bile, eminim onlarında kalmaya niyetleri yoktur, salıverin gitsinler hayatınızdan. Atın ki hayatınıza bundan sonra gerçekten değer katabilecek şeylere bolca yer kalabilsin!!